Embed

Müslümanlar Atatürk'ü Neden Sevmez..

Tek Partili dönemde (Demokrasi ve Laikliğin tanımının yapılamaması ve san fransizko konferansı)

Atatürk'ün demokrasi getirdiğini, Laiklik getirdiği söyleyenleri yanıldığını söylemek isterim. Demokrasili döneme geçtiğimiz'de, Atatürk yaşamıyordu! Anlatayım da, yanlışınızı görün..

1946'da Amerika'nın san fransizko şehrinde bir konferans verildi, bütün dünya liderlerine davet gönderdiler. Bizden Hasan saka gitti.. Hasan saka'ya dediler ki, sisteminiz nedir?

-Biz dedi Laik, Demokratik Türkiye Cumhuriyetiyiz..

Adamlar dediki; böyle komik bir Laiklik ve Demokrasi olmaz!

Neden dedi? Hasan saka.

Sizde bir parti var, onu'da siz seçiyorsunuz, her hangi bir namzette yok, oy da kullanılmıyor! Halkın seçme hakkı yok! Dendi..

Eeee napıcaz dedi? Hasan saka..

Siz dedi çoklu partiye geçip, insanlara alternatif sunacaksınız, halkınıza seçme hakkı vereceksiniz!

Bunun üzerine Hasan saka, mecburen başını eğdi, ne yapalım; dünya böyle düzen kurmak istiyor. Hitler herkesi yakmış, adamlar bir hitler daha çıkmasın dünya'da diye, ülkeleri demokrasiye davet ediyor.. Meğerse bizdeki demokrasi değilmiş, Mecburen dünya'ya ayak uydurmamız gerekiyor.. Döndü geldi ülkeye, dediki adamlar bizim bu sistemi beğenmiyor, dalga geçtiler benimle; Çoklu partiye geçmemizi istiyorlar..

Ozaman dediler bizden birisi parti kursun, aynı ideoloji de olsun ama 2. parti olsun halkta bunlardan birini seçsin.. Ama bu hesapları tutmadı ve bu yasanın çıkması ile sağ kesim atağa kalktı ve çoklu parti dönemi bu şekilde ortaya çıktı..

Velhasıl; Atatürk'ün Demokrasisi, toplumun demokrasisi değildi, sadece belirli bir topluluğu kapsıyordu; Çok partili dönemide Atatürk getirmedi, dünya konjonktürü sayesinde oldu bu.. Ne güzel memleket ya.. olmayan birşeyi olmuş gibi anlatılıyor.. : )

Peki bu topluluk dediğimiz, hangi topluluk?


Bu anlatacaklarım belki bir çok kişinin hoşuna gitmeyecek ama ben hiç bir zaman kişilerin gönlünü hoş tutacak yazılar yazmadım.. Ama bu söyledikleriniz geçmişin getirdiği zulümlerden kaynaklanıyor. O yüzden geçmişe gitmekte fayda var..

Aziz nesin, Atatürk hakkında hürriyet gazetesine verdiği yazısında, aynen şunları söylemiştir;

Her kim, Atatürk'ü seviyorum ama müslümanım diyorsa, ya ahmaktır ya da yalancıdır diyor.. ve ekliyor; Atatürk din lehine hiç bir şey yapmamıştır, bilakis Aleyhine çalışmalar yapmıştır. Müslümanım diyen biri, asla Atatürk'ü sevmez diyor ve yine ekliyor; Neden sevsin ki?

Aziz nesinin bu söylediklerini araştırmayalım. bu söylediğini araştırmak için, Sadece sorusunu araştıralım,

nedir bu soru?

Neden Sevsin ki? Sorusu..

O halde, neden sevsinki soruna hep beraber bakalım;

Cumhuriyet halk partisi ittihati terakki'nin devamıdır. İttihati terakki cumhuriyeti kuran, kadro kadar müstesna fırsatlar elde edemediği için, din aleyhtarı görüşleri kekeme bir üslupla konuşmuştur.. Fakat taraftarı olan gazetelerde bunları daha sarih olarak görmekteyiz. Eğer ben bu kemalist recmin farik fasıfları diyerek sıralayacağım esasları.. Ki, bunları laiklik denen maddenin, aslında ladinilik olduğunu ve alameti olarakta sadece bunun bile öteki fasıflara ittiva edebileceğini anlatabilseydim bu işin evveliyatını söyleyecektim...

Ozaman kemalist inkilabın ilham kaynaklarını Abdullah cevdetleri, o devrin din karşıtı insanlarını, onların programlarını ve b inzı söyledikleri sözleri inceleyeceğiniz.. Burada bununla ilgili bildiklerimin sadece %2'sini koyduğumun altını çizerek, şurada anlatıkllarımı
viewtopic.php?f=2&t=14349&start=60 onuya ekleyip bu söylediklerimin ve söyleyeceklerimin doğruluğuna işaret etmek isterim..

Bu bir sosyal gelişme.. Bunun arka planı böyle, birde kaderi planı vardır. Müslümanlar bu dinsiz kadronun tokatına müstehak olmuşlar.. Dinsiz diyorum kendileri bunu açıkça söylüyorlar.. Allah bu kadronun onların önünü açmıştır.. Ruhsat olarak tecceli etmiş.. Burada sıraladığımız meselelerin herbirisini sual ile cevaplasam buraya sığdıramam 90 yıla dayandı, maruz görünüz.. Ama şu mesele mühim; Cumhuriyet Halk Partisinin hikmeti vücüdu "İslam dininin tesirini sözde, devlette gerçekte ise, hem devlette hemde efradı millete sıfırlama programıdır.." Bu ittihat terakki ile başlamıştır..

82 senesinde Temyiz mahkemesi, bir davada diyor ki; Bir üniversite öğrencisi, başını örf icabı örtüyorsa veya soğuktan korunmak maksadı ile örtüyorsa, bunun laiklikle hiçbir alakası yoktur.. Eğer bunu din emrediyor diye örtüyorsa, bu laikliğe aykırıdır.. demiştir. Bunun Laiklikle hiçbir alakası yoktur! Olsa Fransada Laik.. gelelim günümüze.. Şimdi bugün şu başörtüsü laikliğe aykırıdır, bununla ilgili bir hukuki tasarruf yapacak olanlarda bunun akıbetine katlansın diyen bir başsavcının, zihniyetini tahlil edersen, aynı din karşıtı görüşün devam ettiğini görürüz. Örnek; -> Chp...

Chp başka partiye benzemez devletin kuruluş felsefesi, halk partisinin 6 okudur.. 6 ok da bu partinin ruhudur.. "6 ok, bir parti amlemi" ama meclisin alnında asılıdır.. : )


Gelelim dindar kesimin Atatürkü, ve kemaliz mi benimsememesine;

Müslüman birini düşünün ve şunları ona benimsetmeye çalışın.. Aziz nesinin ne demek istediğini daha iyi anlarsınız..

Aşağıdaki yazılar Atatürk'ün el yazıları ve hatıratlarda yer alan yazılardır..Doğu perinçek Atatürk karşıtı bir adamdı.. Fakat, Atatürk'ün el yazılarını, onun din hakkında söylemlerini okuyunca, bedbaht olmuş ve kemalizme yönelmiştir.. Bu arada Doğu perinçek "Ateisttir.."


Gelelim Atatürk'ün söylemlerine;

Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır.. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk Milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz. Türk’ler Arap'ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türk'lerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi.. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti, milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed'in kurduğu dinin gayesidir..

Atatürk'ün söylemi doğru değildir, neden? Sözde Türkler, Asırlarca yıl şeriatle yönetilmişte, batıl olduğunu anlayamamış.. Hem de süper güç olarak! : )

Şuraya dikkat ediniz.. Özellikle..

Hırkasıdır diye bir palaspareyi hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular halife oldular. Gah şarka, cenuba, gah garba veya her tarafa saldıra saldıra Türk Milletini Allah için, peygamber için, topraklarını, menfaatlerini benliğini unutturacak, Allah'a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler, his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadetin öldükten sonra ahirette kavuşacağını vaat ve temin eden dini akide

Peygamberimizin Hırkasına Palaspare, Dine ise, Din-i akide diyor.. Milliyetçiğili, islamdan üstün tutulduğu açıkça görülmekte...

Atatürk söylemlerine devam ediyor;

Dini ve "namusu" olanlar kazanamazlar, fakir kal maya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telakkisini kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur.

Görüldüğü gibi, yukarıdaki dini sıfırlama programı söylemlerimle karşılaştırıldığında, sözlerim boşa atılmış hipotezler değil; Her birinin arkasında yüzlerce delili vardır.. Ne diyor namusu olanlar, kazanamazlar..

Atatürk, Söylemlerine devam ediyor;

Evet Karabekir, arap oğlunun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an'ı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edipde aldanmakta devam etsinler…

Burada daha anlalışır şekilde ne yapmaya çalıştığı görülmektedir..

Atatürk, Söylemlerine devam ediyor;

"Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir. İslam ananesinde bu ayetlerin Muhammed’e Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur. Muhammed birdenbire Allah'ın resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur."

Vahiy inmemiş sadece fikri doğmuş, ortaya böyle bir iddiaa atmıştır diyor.. : )

Atatürk, Söylemlerine devam ediyor;

"Din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka bir şey değildir. Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla, utanmaksızın tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. Tüm dönemlerde toplumun kutsallaştırdığı boş düşüncelerden tehlikesizce sıyrılmak imkânsızdır."

Atatürk, Söylemlerine devam ediyor;

"Muhammed uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu." "Arabistan'ın muhtelif yerlerinde insan heykellerinden ve nebat resim ve suretlerinden ibaret ağaçtan ve taştan putların muhafazasına mahsup yerler vardı. Muhammed'in neş'et etmiş olduğu Mekke'de ki Kabe denilen mabet bu yerlerin en büyüklerinden idi. İbrahim oğlu İsmail ile birlikte Kabe'yi bina etmişlerdi. Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücella olan Haceriesvedi getirmişti, bu taş sonradan günahkarların ellerini sürmelerinden dolayı kararmıştı. Bunların hepsi, bittabi sonradan uydurulmuş masallardır."

Görüldüğü üzere söylediklerinin, Müslümanlıkla ne tür ilgisi-alaka sahibi olduğu, nasıl bir dindar olduğu ortaya çıkıyor. Milletin din-i inanışına, peygamberine, kur'anına nasıl yaklaştığı ortada.. Aynı kafanın bugün forumda devam ettiğine şahit olmuşsunuzdur..

Bakalım ismet inönü bu konuda ne söylüyor;

İsmet İnönü; Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlamak değildir. Okur-yazar oranının düşük oluşunun yegâne sebebi alfabenin öğrenilmesinin zor olduğu değildi.(ki zor da değildir. 2 ayda, 6 yaşında çocuklar çok rahat öğrenebiliyor 'A.B')

Uzun yıllar devlet eğitim sorununa eğilmemiş, kütlesel eğitime önem vermemişti. (uzun süren harblerden dolayı (A.B'. ) ; vermiş olsaydı şüphesiz ki daha yüksek olurdu. Devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslam dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik.

Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı."


Şurada anlatılanlarda O zamanın bir Gazetesinden;

Din'de yapılanlar kabul edilemez. Allahın, Peygamberin, Kitabın, Dinin, Kubbenin Mihrabın, Ecdadın, nihayet Şehid Mehmedciğin razı olup olmadığı sorulmadan, emrolunan işlerin başlıcalarından birine ait hikaye, etrafına aldığı, Hafızları, Müftüleri, vekilleri, meb'usları, gazetecileri, halk kalabalıklarını ve (Hakimiyet Milletindir) düsturuna yapışık demokratik ölçülerden ibaret yardımcı unsurlar ile ve riyazi bir katiyetle (berveçhibala'dır.) Hüküm ve takdir sizin... Yerebatan camiinden başlanarak, cami, böylece yere batırılmak istenmiştir.

Kimse kendisini kandırmasın : )


Bazıları suçu Osmanlıya atmaya kalkıyor ama Müslümanlar neden sevmez konusuna değinmiyorlar bile, buda mantıksız yaklaşımların eseridir.. cumhuriyet olmasa, sen bunları yazamazdın diyen, bazı arkadaşımıza istinaden, şu yazılarımın dikkatle okunmasını arz ederim..

Osmanlı devletinin en "ağır" dönemi, Abdulhamit dönemidir.. Ermeni vatandaşı olan bir zat, Abdulhamitte bıçaklı saldırıda, bulunmuştur.. Bu hareketi hasıl olamamıştır.. Bunun üzerine dönemin yazarlarından bir yazar, yazısında tüüü, öldüremedin mi diye bir yazı yazmıştır.. Bırakın tepki almasını, evine polis dahi gitmemiştir.. O dönemin yazarıda Teyfik Fikrettir.. Burada kimseye, Tarih dersi vermeye çalışmıyorum ama yanlış, çerçeveden baktığınızıda hatırlatmak isterim.. Bunu yazıyorum, çünkü ecdadımız olan osmanlıya, haksızlık etmeyelim.. Bunun gibi yüzlerce örnek verebilirim..

Tarihi "salt" sözlerle irdeleyenler, bakın görüyor musunuz; Osmanlının izinden giden Ülkelerin hali ortada.. Böyle bir savunmayı 5 yaşında çocuk yapmaz.. Neyse biraz yazalımda, bilgilensinler.. Türk Milleti'nin teessüsünde müessir olduğu görülen tabiri ve tarihi vakıalar şunlardır;

A- Siyasi varlıkta birlik
B- Dil birliği
C- Yurt Birliği
D- Irk ve menşe birliği
E- Tarihi karabet
F- Ahlaki karabet


Yukarıda görüldüğü gibi Atatürk, 6 ayrı tarihi vakıa saymakta ve bunların arasında din birliği gibi milyonları etkileyen olguyu dahil etmemektedir. Kendi tarihine karabet, ahlakınada karabet diyerek, Türk birliği dememekte, ırk birliği demektedir..

İşin mantığına indiğimizde Müslümanlar ümmetçi bir kafaya sahiptir.. Bunları benimsemesi, müslümanlıkla örtüşemez.. Tarihe göz gezdirdiğimizde, Azeri kardeşlerimizi, Rusların sömürüsü altına bırakmış, Türkmenistanı keza öyle, Kafkas keza öyle, özbekistan keza öyle; Ama tarihi bilmeyen, salt düşünce içinde olanlar nedense, "Petrol" cenneti olan, dış güçlerin yıllarca sömürdüğü ülkeleri; Osmanlı izindeler gibi göstermekle ne tür bir saçmalıktan bahsettiğinin farkında bile olmamaktadır.. Ne oldu sonunda? Karabet, yakınlık dedik ve sömürülmelerine göz yumduk, bu mu karabet?

Bunlar bize yobaz desede, tarihi ve siyasi bilgimiz ile her zaman bildiklerimizi "Osmanlı tokatı" gibi suratlarına çarpmaktan azla vazgeçmeyeceğiz..

Ateistler, Atatürk'ün ulusalcığını kalkan olarak kullanır, çekiştirir, sol görüşlüsü totalizm'in vermiş olduğu fanatikleşmeyle, Atatürk'ü din-i bütün olarak kendi safına çeker.. Ama Atatürk'ün bu görüşleri için Chp'ye oy veren Ateistleri, sırf kemalist diye, aynı partiyi destekliyor diye, sesini çıkarmaz; Bir ateistin kolundan tutupta, ya kardeşim, sen Atatürk'ün partisine neden oy veriyorsun? Demekten, ona soru sormaktan çekinir.. Ama iş Ak partiye geldiğinde, neden oy veriyorsunuz, ülkeyi ne hale getirecek, bunlar dindar yobazlar diyerek, soru yağmuruna tutarlar..

Sözüm ona din-i olarak kimseyi eleştirmezler ama ülkenin %50'sinin oy verdiği partiye, neden oy veriyorsunuz sorusunu yöneltirler, bu kesimide yobaz ilan ederler, kafaya bakınki, ülkesinin %50'sini nasıl bir statüye oturtuyorlar.. hani sözde özgürlükçüler ya.. Ama Ateistin Atatürk'ü neden sevdiğini sormaktan çekinip, Dindar kesimi yobaz ve tehdit olarak algılayıp, kendi Milletine çirkin yakıştırmalar yapmaktan kendilerini alı koyamıyorlar.

Birbirlerinin sırtını sıvazlamaktan, pohpohlamaktan kendilerini hoşnut ederler.. Suçu'da Ak parti, Cumhuriyeti yıkıyor diyerek, yaygara kopartmaktan, Atatürk'ün ulusalcı söylemlerini, prensip sözlerini, Atatürk'ün gençliğe hitabesini kendilerine yontarak, kendilerine misyon edindikleri sözleri, büyük bir hırsla, öfkeyle dindar kesime, "Milletin" seçtiklerine yöneltmeyi iş edinerek, kendilerini sıkılmadan Milliyetçi ilan ederler..

Şimdi ben bunları söyledim diye, göreceksiniz ki, her iki kesiminde hışmına uğrayacağım ve bunları söylememe rağmen hâlâ birbirlerine soru sormayacaklardır ve yazının doğruluğunu araştırmak yerine, yazının bir yerlerinden kırpıp, netron sen yanılıyorsun diyeceklerdir.. Atatürk'ün kendi ağzından ve arkadaşlarının söylediği şeyleri, yalanlayacak kadar bakar kör olduklarını, bir kere daha ispat edeceklerdir...

Hiç merak ettiniz mi? Sorduğunuzda ben din ile ilgilenmiyorum derler ama bugüne kadar sağ kesime asla ama asla oy vermezler neden? Çünkü Chp daha cazip geliyor.. Bunlara sebep, Atatürk'ün din için söyledikleri ve yaptıklardır.. Bunlar hayatlarını garanti altına almak için, Atatürk'ü kendilerine kalkan yapıyorlar.. Hatırlarsanız geçtiğimiz günlerde bir üye, dine hakaret etmiş, kalkan olarakta Atatürk'ün resimini koymuştu.. Bir tane Sol görüşlü müslümanda, sen Atatürk'ü kendi hakaretlerine alet edemezsin demedi.. Buda demek oluyorki, Ataist kesim Chp içinde kendine yer etmiştir.. Chp'nin iktidar olamamasının tek nedeni budur.. Partisinin bu kafalardan kurtarmadığı sürecede iktidar olamayacaktır..

Sağ kesim asla ama asla Atatürk'ü bir kalkan olarak kullanmadı, karşısında oldu ama asla kalkan olarak kullanmadı.. Sağ kesim Tarihinin önünde kendisini kalkan olarak kullanır.. Ömrüm bu sol kesimin, bu tavırlarını sorgulamakla geçti ve geçiyor.. : )



Bu adam kim ya, böyle deyipte, üstüme gelmek isteyenler, bundan sonra beni tanıyorsunuz işte; Ben haksızlığa gelemeyen, gerçekleri irdeleyen bir adamım.. Sivri dilim bazılarının hoşuna gitmez, nabza göre şerbet vermeyi, gerçeklerin üstünü örtecek şekilde kişiliğe bürünmekten sakınırım, ne mutlu bunu taşıyanlara.. Kimileri bu düşünceyi taşıyorum diye, bana kafir desede, forumda hakaret ettiğimi söyleyip, beni banlayanlara nispet, kilosu kaçaysa bu BANIN, yazılarım bu gibi ucuz hareketleri fazlasıyla ödeyecek kapasitededir..

Beni susturmanın yolu banlamaktan geçiyorsa, buna sadece gülerim.. Bu söylediğime savunma gerçekleştireninde alnını karışlayacağımdan şüphesi olmasın.. : )

İslam-ı ölçüsüzce değerlendirenlere nispet, ideolojisini bunun önünde tutanlara nispet..

İslam'da Ölçü mü?

İslam'da Ölçü şudur;

Beninki benim, seninki de senin; Bu ŞERİATTIR.

İkincisi: Seninki senin, benimki de senin; Bu TARİKATTIR.

Üçüncüsü: Ne seninki senin, ne benimki benim; Herşey Allah'ın Bu da HAKİKATTIR.

Şu sözüde aklınızın bir köşesine kazımakta fayda görüyorum;

Doğruları söylemeyen, şerefini kaybetmeye mahkumdur Hz. Ali r.a...

Şimdi en başa dönerek, Aziz nesinin sorusunu Tekrar soralım;

Neden sevsin ki?


 




İsmet inönü;

"Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir.
Okur-yazar oranının düşük oluşunun yegâne sebebi alfabenin öğrenilmesinin zor olduğu değildi.
(ki zor da değildir. 2 ayda, 6 yaşında çocuklar çok rahat öğrenebiliyor 'A.B') Uzun yıllar devlet eğitim sorununa eğilmemiş, kütlesel eğitime önem vermemişti.

(uzun süren harblerden dolayı 'A.B'. ) ; vermiş olsaydı şüphesiz ki daha yüksek olurdu. Devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslam dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı.(...) Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik.(...) Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı."


Resim

“İslâmiyet denince benim aklıma çorap kokusu gelir”… Bu sözlerin sahibi, CHP'nin ideologlarından, uzun yıllar bu partiden milletvekilliği yapmış Falih Rıfkı Atay'dan başkası değil.

Resim

“Devlet idaresindeki kaba sofuların elindeki dine kutsallık tanımak, bana göre Afrika zencilerinin çömlek ve taş parçalarına tapmalarından fazla bir anlam ifade etmez. Birinci olayla ikinci olay arasındaki fark, ilki kuruntuya dayanan bir inanç, ikincisi de bir toprak parçasına güvenmekten ibarettir. Türk medeni kanunu yürürlüğe girdiği gün, milletimiz ondört asırdır kendini çeviren sakat ve karışık inançlardan kurtulmuş olacaktır.” Bu ve buna benzer sözleri sık sık Meclis kürsüsünden dillendiren bir isimdi CHP'li Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt.

Resim

“YARATILIŞ HİKÂYEDİR”

1930'lu yıllarda, Ankara Türk Ocağı salonundaki sayısız konferanslarından birisindeydi. Anlatıyordu: “İshak, İbrahim, Nuh, İdris ve Şit vasıtasıyla ebül beşer Âdem'e gelir dayanırdı. Ondan ötesi yoktu; zira Âdem'i bizzat Hallâk-ı Cihan, çömlek gibi çamurdan yoğurup yapmış ve içine kendi ruhundan nefyetmişti. Ezcümle 'Hilkât- kâinat' ve 'Hilkât-i beşer' kısımları, mucize ve kerametler, hakiki vakalar gibi anlatılıyordu, hikayedir bunlar hikâye.” Adı Yusuf Akçura'ydı, o da CHP'li vekildi.

“ÇÖKEN İSLAM DİNİ”

CHP'li Mehmet Şeref, Meclis kürsüsünde “medenî kanun”u savunma babında “İslâm'ın çöktüğüne” inandırmaya çalışıyordu kendisini de, dinleyenleri de: “Yakılan ve ebediyen çöken Arap-Acem dinî ve tasavvufî tahakkümdür. Giden, kaynağı dinî ve ilâhî olan hukuktur. Artık, karşısındakini ilzam için 'âyet ve hadis' saymakta manâ yoktur.”

Resim

“MAYMUN ATALARIM DİNİ”

CHP'li diğer bir vekil Celal Nuri İleri'nin derdi ise başkaydı: İleri gazetesindeki köşesinde şöyle yazıyordu : “İnsan hayvandan ayrılınca bir nevi maymun ailesiydi. İlk atalarımız şüphesiz ormanların içinde sürü halinde serseriyane dolaşıyorlardı.”

“İslâm'la mahvoluruz”

Hepsi de partinin önde gelenlerindendi. Yeni anayasa yapacaklardı, “çok nazik bir konu” tartışıyorlardı. Merhum Kazım Karabekir, hem tarih, hem Allah indinde “tezkiye”sini yapmıştı. Ya, diğerleri? “- Tevfik Rüştü Aras: Ben kanaatimi millet kürsüsünden de haykırırım. Kimseden korkmam. Teşkilât-ı Esâsiyemizde dinimiz apaçık yazılmalıdır. - Kazım Karabekir: Teşkilât-ı Esâsiye'de dinimizin İslâm olduğu yazılıdır. Tevfik Rüştü Bey, hangi kanaati haykıracak, hangi dini yazdıracaksın? Hıristiyanlığı mı? - Mahmut Esat Bozkurt: Evet Hıristiyanlığı… Çünkü İslâmlık terakkiye manidir. Bu dinle yürünmez, mahvoluruz ve bize de kimse ehemmiyet vermez.”

“ÂYETLER BİZİ ALAKADAR ETMEZ”

Mehmet Âkif merhumun; dindarlığına, edebine bakıp da, “Benim Şemseddin'im” diyerek taltif ettiği genç, orta yaşlılığında ise bambaşka havalardaydı: “Bu milletin kafasından din fikrini sökmek için bize daha otuz sene lazım. Benim dinsizliğim taassup derecesindedir. Komünizm ve din zehirlerinin tesirine karşı demokrasiye aykırı sayılabilecek kanunlar var. Ancak bunların zarurî bir tedbir olarak yaşaması lâzım. Şeriat kaidelerinin mahiyeti, o zamanki mahallî şartların icabının yerine getirilmesinden ibarettir. Bu kaideler, bin küsur yıl sonra başka başka muhit şartları içinde yaşayan milletlerin hayatına esas olamaz. Peygamberin Medine'de koyduğu âyetler devletçiliğe aittir, bizi alâkadar etmez.“

“ALLAH, GERÇEKTE YOK”

İleri gazetesinde köşe, Meclis'te sandalye sahibiydi Kılıçzade Hakkı. “Onun Allah'ı”; sadece zor zamanların kurtarıcısıydı, üstelik “sanı”ydı da: “Allah'ın varlığına iman etmek, o gerçekte var olduğu için değil, bizim sıkıntı içinde olduğumuz zamanlarda moralimiz yükseltmek için gereklidir.”

“AHİRET SAADETİNİ KAYBETTİM”

Romanlarında, halkın din kaynaklı saf inanışlarıyla “satirik” (iğneleyici) bir üslupla alay ederdi daima. Belki de o yüzden güldüğü şeylere inanmaması normaldi. Bir derginin, “Ahirete inanır mısınız?” sorusuna, “Dünyaya gözleriniz kapar kapamaz sevdiğimiz şeyleri orada bulacağımızı ümit etmek çok güzel bir şeydir. Fakat ben bu saadeti çoktan kaybettim” cevabını vermişti CHP'li vekil Reşat Nuri Güntekin.

Resim

“DİNİ NEŞRİYATA TARAFTAR DEĞİLİZ”

Matbuat Umum Müdürü Vedat Nedim Tör, bir bürokrattı ama Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Şevket Süreyya Aydemir'le birlikte CHP'ye ideolojik yön hazırlayan Kadro dergisinin de kurucularından birisiydi. Dolayısıyla zımnen bağlı olduğu partisine uygun genelgeleri vardı: “Biz her ne şekil ve surette olursa olsun memleket dahilinde dinî neşriyat yapılarak dinî bir atmosfer yaratılmasına ve gençlik için dinî bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz.”

Resim

1932'de ölen Abdullah Cevdet, bir yazısında Peygamber Efendimiz'e “Mekke'li Yobaz” diyerek hakaret emiş, bu nedenle mahkemeye verilmişti. Altı dönem CHP'den milletvekilliği yaparken bir yandan da Akşam gazetesinin başyazarlığını yürüten Necmettin Sadık Sadak ise bu olay üzerine köşesinde şunları yazmıştı: “Abdullah Cevdet, hala Mekke'li yobazların pençesinde. Taassup akımına göre suç sayılan bir fikir mücadelesi için bugün mahkûm olursa gerçekten tuhaf olacaktır.”

Resim

İSLAM BİZİM KÜLTÜRÜMÜZ DEĞİLDİR.

İslam kültürü asla bizim öz kültürümüz değildir.Türkiye Cumhuriyetinin kültürel değerleri Türklük temellerine kuruludur. diyen CHP grup başkan vekili Ali topuz.


ATATÜRK VARKEN PEYGAMBERE NE GEREK VAR

CNN Türk ekranlarında yayınlanan ve Ahmet Hakan'ın sunduğu Tarafız Bölge

CHP'li Başkan, Denizli Vali Yardımcısı Mustafa Güney'in "Dünya, Hazreti Muhammed gibi bir lider istiyor"
sözüne istinaden "Atatürk gibi bir lider varken peygamber gibi lider bekliyorlar" dedi.

Resim

BAŞÖRTÜSÜNÜ SÜMERLERDE FAHİŞELER TAKARDI:

CHP Millet vekili Canan Arıtman, başörtülüler ve fahişeler arasında paralellik kurarak Sümerlerde fahişelerin örtündüğüne vurgu yaptı ve örtünme islami bir gelenek değil dedi. Arıtman daha sonra başörtülü kadınlara “atın örtülerinizi özgürleşin” çağrısında bulundu. Örtünmek kadını aşağılayan, eşitsizleştiren bir olgudur dedi.


Resim

ARAPLARA PARA KAPTIRMA

CHP Genel Sekreteri Önder Sav, Ankara Elmadağ’da hacca gitmek istediğini söyleyen bir vatandaşa Önce ‘Boşver, Araplara para kaptırma’ diyerek vatandaşı vazgeçirmeye çabalıyor. 80 yaşındaki Mustafa Ünal, ‘Bir ayağım çukurda ne yapayım’ diye ısrar edince, ‘Bakarsın orada Muhammed bırakmaz seni, buraya göndermez. Sen yine şey yapma.’ camilerin tekel deposu yapıldığı günlerin özlemiyle yanıp tutuşan tek parti özentisi kafaya ne söyleyelim ki. İşine gelince İmam Ebu Yusuf’tan fetva arayan, modern müctehid pozlarına bürünen Deniz Baykal!

CHP'li şair vekillerden

“Allah'ı da, Sultan'la birlikte tahtından indirdik
Bizim mâbedlerimiz fabrikalardır.”-

Refik Ahmet Sevengil

Bu uygulamaya
Çok çok bozuluyorum…
Türban bağlayanları
Boğmak istiyorum

Hilmi Nalbantoğlu

“Sen takıl peşine de baldırı çıplak Arabın
Korkma gir kanına hikmetin aşkın şarabın.”

Osman Nuri Çerman -

“İnsanız en şerefli mahlûkuz
Deyip de pek fazla
Övünmek haksız
Atamız elma çaldı cennetten
Biz o hırsızın çocuklarıyız.”

Orhan Seyfi Orhon -

“Umduğun değilse Tanrın ey beşer
Gönül tercih eder yoğu vara”

Mim Kemâl Öke -

“Cehennemim var diye
Kurum etme ey Tanrım
Bağrımdaki ateşle
Seni bile yakarım”


''Falih Rıfkı Atay''...

Aziz Nesin'i severim, Ateisttir ama Harbi adamdır!



Atatürk'ü Peygamber İlan Ediyorlar..



Bir de şunlara bakın (Sözde çağdaş bunlar..)



Dip not; Gördüğünüz gibi, dünden bugüne, o kafa halâ devam ediyor.
Birileride çıkıp, Chp sayesinde dinimizi en üst seviyede yaşıyoruz diyor..
Güler misin? Ağlar mısın? : )

Ayrıca, bu anlatılanlar, kuyruk sokumundan uydurulmuş hipotezlerde değildir.. Her bir sözümün arkasında kitap, Tarihi araştırma vardır.. Yeterki araştırıp, slogan adamlığından kurtulan olsun.. Amaaan; zorya neyse. : )

Kaynaklar;

Teklif Dergisi, Sayı 6..
Aziz nesin..
Atatürk'ten Düşünceler, Derleyen: Prof. Enver Ziya Karal..
Prof. Afet Inan, Medenî Bilgiler ve M. Kemal Atatürk'ün Elyazıları.
Tarih, c. 2, Orta Zamanlar, Devlet Matbaası, Ist., 1931..
Prof. Afet Inan, Medenî Bilgiler ve M. Kemal Atatürk'ün Elyazıları.
Prof. İlhan Arsel, Teokratik Devlet Anlayışından Laik Devlet Anlayışına..
İsmet inönü hatıratları..
2000'ne doğru dergisi...
TCK’nın 5816 numaralı hükmüne takılabilme ihtimaline binaen alıntının bazı yerleri nokta nokta ile geçilmiştir.
Bkz. Ahmed Reşid Rey (H. Nazım) Gördüklerim, Yaptıklarım, İst.1945 Sh. 199
Gariptir ki, Sevr'den proje olarak bahsetmek bize mahsus değildir. Ondan Sevr-Lozan mukayesesi suretiyle
Lozan'ı temize çıkarmak peşinde olan M. Kemal (Bkz. Nutuk An. 1927 Sh.403-404) ve hatta Lozan başmurahhası İnönü
(Bkz. İnönü’nün Hatıraları, Ulus gazetesi 24 Temmuz 1968 tarihli nüsha) "Proje" sıfatını kullanarak bahsetmektedirler.
Operatör Cemil Paşa, Canlı Tarihler II, İstanbul 1945, sayfa 133-134'de
Feridun Kandemir tarafından kaleme alınan Rauf Bey'in hatıralarına bakarsanız O'nun İngilizler'e Osmanlı Meclis-i Mebusanını bastırmakla iftihar (!) ettiğini görürsünüz!..
Bkz. İnönü'nün Hatıraları Ulus Gazetesi S. Nisan 1969 tarihli nüsha.
Bkz. Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım C. 3 sh.1056
Bkz. Dr. Rıza Nur adı geçen eser sh. 982

 

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!